Murat Padak Hocanın Kişisel Web Sayfasına Hoşgeldiniz! 25 Ocak 2020

Beşeri İlişkilerde Adabı Muaşeret

Beşeri İlişkilerde Adabı Muaşeret

Kuranın itikat, ibadet ve muamelat diye üç ana konusu vardır. Muamelat başlığı altında ahlak ve sosyal ilişkiler (evlilik, ticaret vb) yer almaktadır. Bu ayki yazımızda Kuranın üçte birlik yerini işgal eden muamelatın beşeri ilişkiler konusuna değineceğiz. Kuran’ı Kerim bize toplum içinde beşeri ilişkiler (âdab-ı muaşeret) konusunda nasıl davranmamız gerektiği net ve özet bilgiler vermektedir. Çünkü hiç kimse sosyal hayattan uzak kalamaz. Madem kişi sosyal hayat içinde varlığını sürdürecekse bunu da toplumun ilkelerine göre yapmalıdır. Toplumların yazılı ve yazılı olmayan kanunları, gelenekleri, örfleri, adetleri ve uygulamaları vardır. Bunların bir kısmı Kuranın ruhuna uygun iken bir kısmı da Kuranın ilkelerine terstir. Toplumun yazılı olan kanunlarını en başta Kuran ve Sünnet olarak alabiliriz. Kuranın topluma yönelik yazılı isteklerinin bir kısmını aşağıdaki gibi sıralayabiliriz. Unutmayalım ki, Kuran bize bazı örnekler verir ve diğerleri konusunda da bize ışık tutar.

Âdabı Muaşerete dair bazı hususlar

1)Selamlaşma

İnsan sosyal varlık olması sebebiyle çevresinde tanıdık tanımadık herkese selam verir. Selam tüm kültürlerde var olan bir olgudur. Belki bazı toplumlarda sadece tanıdıklar arasında gerçekleşen bu merhabalaşma İslama göre tanıdık ya da tanımadık herkesle yapılır. Ayrıca Kuran selam vermenin yanı sıra selam almanın da inceliğine değinir ve selamlaşmada kullanılan güzel ve narin ifadelerin bil mukabele kullanılmasını ister.

Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır.[1]

2) Ortak kullanım alanlarına giderken dikkat etmek

Ortak kullanım alanlarına gidecek olan kimselerin dikkat etmesi gereken bir husus da güzel ve temiz giyinmektir. Zira güzel ve temiz giyinmek sosyal münasebetlerin gelişmesinde önemli rol oynar. Kimse kirli ve üstü başı dağınık biri ile aynı meclisi paylaşmak istemez. Müslümanların günü birlik gidip geldikleri meclislerin başında mescit ve camiler gelmektedir. Bu yerler hem ibadet yeri özelliği taşır hem de sosyalleşmenin gerçekleştiği yerlerdir.

Ey Âdemoğulları! Her secde edişinizde/mescide gidişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.[2]

3) Başkasının özel hayatına ve eşyasına saygı

İnsan ne kadar özgür olursa olsun, özgürlüğü başkalarının özgürlüğüne zarar vermediği kadardır. İnsani ilişkilerde nezaket ve nezahet ön plandadır. Bir kimse başkasının özel mülküne, özel eşyalarına, kimsenin görmesini ve girmesini istemediği bir alana izinsiz giremez. Bu bazen işyerinde oda olur. Bazen de evi olur. Bazen kullandığı ajanda, telefon, bilgisayar vb. eşya olur fark etmez. Kişilerin özel mülkiyeti Kuran ile koruma altına alınmıştır. Kuran başkasına ait bir bölgeye yaklaştığında bunu önceden bildirilmesi konusunda ısrar eder. Çünkü bu konuda bireysel olarak kişilerin hakkı ihlal edilirken, uluslar arası alanda ise sınır ihlallerinin izinsiz yapılması daha tehlikeli sonuçlar doğurur. Yine ayette dikkat çekilen bir husus ise istenmedik yerde kalma hususunda ısrarcı olmamak ve davet zamanına riayet etmek gerekir.

Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev halkına selâm vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.
Orada hiçbir kimse bulamadınızsa, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin.
İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu oturulmayan evlere girmenizde herhangi bir sakınca yoktur. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.[3]

4) Rahatsız edici her türlü davranıştan uzak durmak

Erkekler kadınları gözleriyle dahi taciz etmemeli, kadınlar da buna neden olacak ortam yaratmamalıdır. Toplumda görülen göz ile süzmek, göz ile didiklemek ve gözle taciz yapmak Kuran ile yasaklanmıştır. Bir insanı rahatsız edecek her türlü davranıştan uzak durmak gerekir. Bu rahatsızlık dil ve el ile olabileceği gibi tutum ve davranışla hatta kaş ve göz ile de olabilir.  Ayette dikkat çekilen bir husus da kadın ya da erkeklerin karşı cinsin dikkatini çekmek için yaptıkları hareketlerin yanlışlığının vurgulanıyor olması. Ayette her ne kadar Arap kültürüne özgü halhal ile yapılan dikkat çekmeden bahsediliyor olsa da diğer toplumlarda bu başka şekillerde olabilir. Örneğin kadınların dikkat çekmek amacıyla giydikleri topuklu ayakkabı da halhal gibi düşünülebilir.

(Resûlüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle.
Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler.

Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar. (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler)[4]

5) Aile içinde özel kullanım alanlarına riayet

Ailede kişiler birbirlerine ne kadar yakın olsa da birbirlerinin özel zamanlarına riayet etmeleri gerekir. Odaları müşterek de olsa bu hususa dikkat etmek gerekir. Ayette geçen zaman dilimi genel bir yargıyı ifade eder. Çünkü geceli ya da gündüzlü çalışan veya vardiyalı çalışan kimseler için mahrem zamanlar değişiklik arz edebilir. Esasında insanın olduğu her yerde bir mahremiyet veya özel alan dokunulmazlığı mevcuttur. Oraya habersiz, selamsız girmek ya da uygun olmayan zamanlarda girmek adabı muaşerete uygun değildir.

Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir.

Çocuklarınız ergenlik çağına girdiklerinde, kendilerinden öncekiler (büyükleri) izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler.[5]

6) Tartışmadan uzak durmak

Tüm insanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Hepsi aynı biyolojik yapıya sahiptir. Birinin diğerinden üstünlüğü yoktur. Bundan dolayı adabı muaşeret gereği hiç kimse bir başkasını küçümser şekilde davranmamalıdır. İnsanlar bazı durumlarda istenmese de bir tartışmanın içinde kendisini bulur. Böylesi zamanları bile dikkate alan Kuran, gerginliğe mahal verilmemesi ve insani inceliğin terk edilmemesi gerektiğini vurgular. Tartışmadan kaçmak haksızlığı kabul etmek ya da suçu kabul etmek anlamına gelmez. Kimi zamanlar da bunu yapmak sadece erdemli insanların yapabileceği bir iştir.

Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) “Selam!” derler, geçerler.[6]

7) Kimseyi taklit etmemek, ayıplamamak, olumsuz yargılardan uzak durmak

İnsanları alaya almak, ayıplamak ve onların taklidini yapmak iyi bir davranış değildir. Kuran bu olumsuzlukları bile anlatırken olayın içinde yer alan kişilere dair isim veya ipucu vermez. Başkası hakkındaki kişisel kanaatlerimiz dışarı çıkmamalı: “ben falan hakkında şöyle düşünüyorum” gibi ifadeler kullanılmamalıdır. Çünkü kanaatler hakikati temsil etmekten öte sübjektif bilgidir. İnsanların gıybetini ve dedikodusunu yapmak âdabı muaşerete aykırıdır. Çünkü daha önce belirttiğimiz gibi kişilere ait meslek, cinsiyet, fiziki yapı, maddi durum ve aile hayatı dokunulmaz şeylerdir. Bunlar hakkında olumsuz konuşmalar yapmak ve söz götürüp getirmek insani değerlerlerle bağdaşmaz.

Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın.
Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin.[7]

8) Dargın iki Müslümanın arasını bulmaya çalışmak.

Bunu yapmak sadaka vermek kadar hayırlıdır. Yüce Allah, müminlerin arasının düzeltilmesini emretmektedir.

“Müminler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını düzeltin”[8]

9) Hayır meclisleri oluşturmak ve zarar verici gizli toplantılara katılmamak

Toplumlarda bulunan dernek, vakıf, lokal vb. kuruluşların temel amacı hizmet ve iyilik olmalıdır. İnsanları günaha sevk edecek işler ile meşgul olmamak gerekir.

Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber’e karşı gelmeyi fısıldaşmayın. İyilik ve takvâyı konuşun.[9]

10) Başkasının hakkına saygı

Bir toplumda insan başkasının hakkına saygı gösterdikçe özgürdür. Bir kimse iki kişinin yerini meşgul ediyorsa başkasının hakkına saygısızlık etmiş sayılır. Bu davranışın olumsuz örneklerini toplu taşıma araçlarında, parklarda ve camilerde rastlamak mümkündür. Birçok insanın rahat edebileceği yerde birkaç kişinin vurdumduymazlığı nedeniyle mekânların daraldığı görülmektedir.

Ey iman edenler! Size “Meclislerde yer açın” denilince yer açın ki, Allah da size genişlik versin. Size “Kalkın” denilince de kalkın…[10]

11) Engellilere saygı ve yardımda bulunmak

Engelli doğmak kimsenin iradesi değildi. Bazı engeller ise sonradan oluşur. Bu yönüyle bakıldığında herkes aslında bir engelli adayıdır. Engellilere toplum içerisinde kolaylığın tanınması gerekir. Yüce Allah engellilerden birçok sorumluluğu bile kaldırmışken, engellileri rakip olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Engellilerin engel durumuna göre işlerin ayarlanması, iş saatlerinin düzenlenmesi, eve gidiş gelişlerde doğru zamanların seçilmesi ve toplum içerisinde kendilerine ayrıcalık tanınması gerekir.

Âmâya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur. (Bunlara yapamayacakları görev yüklenmez; yapamadıklarından dolayı günahkâr olmazlar.)[11]

12) Anne babaya saygı

Anne babalar çocukların ilk öğretmenleridir. Çocuklar konuşmayı, yürümeyi, sevmeyi, yemeyi, içmeyi, nezaket kurallarını vb. ne varsa her şeyi anne babasından öğrenir. Yüce Allah anne babalarla her daim iyi geçinmeyi emreder. İyi geçinmede de anne babanın evladıyla aynı dinden olması bile gerekmez.

Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.
Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin.[12]

SPOT CÜMLELER

  1. Toplumların yazılı ve yazılı olmayan kanunları, gelenekleri, örfleri, adetleri ve uygulamaları vardır. Bunların bir kısmı Kuranın ruhuna uygun iken bir kısmı da Kuranın ilkelerine terstir. Toplumun yazılı olan kanunlarını en başta Kuran ve Sünnet olarak alabiliriz.
  2. Ayette her ne kadar Arap kültürüne özgü halhal ile yapılan dikkat çekmeden bahsediliyor olsa da diğer toplumlarda bu başka şekillerde olabilir. Örneğin kadınların dikkat çekmek amacıyla giydikleri topuklu ayakkabı da halhal gibi düşünülebilir.
  3. Esasında insanın olduğu her yerde bir mahremiyet veya özel alan dokunulmazlığı mevcuttur. Oraya habersiz, selamsız girmek ya da uygun olmayan zamanlarda girmek adabı muaşerete uygun değildir.
  4. Engellilerin engel durumuna göre işlerin ayarlanması, iş saatlerinin düzenlenmesi, eve gidiş gelişlerde doğru zamanların seçilmesi ve toplum içerisinde kendilerine ayrıcalık tanınması gerekir.

[1] Nisa 86

[2] Araf 31

[3] Nur 27-29

[4] Nur 27-31

[5] Nur 58-61

[6] Furkan 63

[7] Hucurat 11-12

[8] Hucurat 10

[9] Mücadele 9

[10] Mücadele 11

[11] Nur 61

[12] Lokman 14-19

Murat Padak

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz